20090531

13:16


All the leaves are brooown, leaves are brooown..
Çok sıkılıyorum dostlar. Evdeyim ve miskin bir pazar. Bütün gün döne yuvarlansam olmuyor değil mi? Olmuyor, annem illa sürükleyecek yine bir yerlere. Bugün de onda kalıyorum, babama yarın geçicem diye sırtlan gibi atladı, dışarı çıkmamız şart imiş. Hiç de sevmem haa, "kıyafet alışverişi"

Ya beni götür diyenar'a, inkılap kitabevi'ne, remzi'ye, ben akşama kadar mırnaşıyım orada, kitap seçeyim, okuyayım, döneyim dolanayım var ya dünyanın en mutlu insanı olurum. Ama yooook soyunma kabinlerinde yaşayacağız tüm gün. Hayır, anlamıyorum, maaşının yarısını kesmişler bu ay bilmem ne vergisi geyiğine, hala üst baş alıcaz. Gören de her gün farklı şeyler giyiyorum, kıyafet delisiyim sanır. Dönüşümlü olarak iki Led Zeppelin tişörtü arasında geçiyor ömrüm. onlar olmazsa kalan 14 grup tişörtünden biri. Bak grup tişörtü alim de canımı ye.

Fotoğraf makinemin de şarjı bitti zaten, nasıl üşeniyorum şarja takmaya.
and the sky is grey, and the sky is gray..
Aha atmaca gibi dikildi tepeme, "giyinelim yavaş yavaş" diyo.

Bir yüzyıl boyunca giyinsem, evden çıkamasak?
hı? Hı?
HI?!

kurtarın beni.

20090530

23:07

love you like the sun.

and the rain.

20090529

23:25

gece gece çok garip ruh hallerine büründüm ya. içimi sıkan saçma bir şeyler var.

20:26

A little something I know
A little somewhere I go reminds me of you

20090528

22:39

Then came the churches then came the schools
Then came the lawyers then came the rules
Then came the trains and the trucks with their loads
And the dirty old track was the telegraph road

20090527

16:46

İlk defa bi kimya sınavım iyi geçti bugün. Lise tarihimden beri, ilk defa. Hell yea.
Ancak kendimi en kötüsüne alıştırdım. Evet.
Bakalım artık. Cuma
4 sınavım var ve yarın da 2. hayattan soğudum demem yeterli olur sanırım?
Dün babam evde yoktu, gece ikiye kadar yalnızdım. Selena, Arka Sokaklar, Desperate Housewives, Rachael Ray, Canım Ailem, Haneler, Dudaktan Kalbe, bir ara TNT'de bir film ve Family Guy izledim. Hayatımda ilk defa bu kadar televizyon izledim, saydığım yerli dizilerden biri hariç ki o da Canım Ailem olur, hepsini ilk defa izledim. Hem eğlendim hem öğrendim.

Selena'nın çocuklara cinsel eğitim verdiğini öğrendim. Bir düğün mü nişan mı ne vardı, dizideki şen bir karakter damada gidip "e hadi artık beline kuvvet, akşam zelzele var zelzeleee" diye haykırdı. Şok oldum. Gerçi selena da "bohemyııııın rapsodiiiii" diye bağırdı büyü yapmak için. Mercury'e selamlarını iletmek istedi sanırsam.

Bi garipti, bugün iki sınavım olmasına rağmen dün hiç aldırmadan yattım. Geçen pazar da Heroes'u izleyeceğim diye oturup üstüne The Big Bang Theory'i ve How I Met Your Mother'ı izledim. Bir aymazlık bir uyuşukluk geldi bana dostlar.

sononaltı. izmir, bekle beni.

20090525

18:09

başım ağrıyor. sınav haftası.
herşeyden şikayet etmek istiyorum, ergenliğe girilen ilk sene gibi.
çok canım sıkılıyor ve bitmek bilmiyor. başladığım hiç bir şeyi bitirmek istemiyorum bu ara.
dersane bitti çok şükür, ağustos'ta görüşmek üzere. seni hiç özlemiycem.
akıl sağlığımı korumak pek kolay değil bu ara. ama lizard king ve müzik oldukça yardımcı bu konuda. onları hayal kırıklığına uğratmayacağım. dün neredeyse yarım saat süren bir gülme krizine girmiş olabilirim, ama bu kafamın uçmuş olduğu anlamına gelmez elbette.
yek yeaa, kimin kafası uçmuş, bence benimki uçmamış.
uğur gürsoy da fırat'ı çizmemişti zaten. oky de çarpışmayı çizmiyor. sayfa düzenini de belertmişler, kendimi kaybediyorum okurken. sevmedim yeni düzeni.
sıkılıyorum. i just want you to know who i am.
lise başıma gelen en sıkıcı şey oldu. çok saçma, o kadar insan bir sınıfta, hepsi ayrı bir havada, çok garip. kümesteki hayvan gibi otur bütün gün, ee sonra?
okulu seven insan, sana daha önce de çemkirmiştim evet, şanslısın sen, it, arkadaşın var biliyorum. gözümden kaçmıyor hoplaya zıplaya okula gidişin, tatilde sıkılıyorum yeaaa deyişlerin. yavşak. neyse senin de suçun yok. arkadaşın var resmen ya, it. ehem, peki.

20090524

18:02

ö
z
l
e
d
i
m
.

özledim.

Ö Z L E D İ M

ö.z.l.e.d.i.m

özledim

özledim

özledim
özledim
özledim
özledim
özledim
özledim

özledim
özledim
özledim
özledim
özledim
özledim

~12haziran.

az kaldı.

17:48

Sabah kalkıyorum, uykum var, lanet olsun.
Servise biniyorum, uykum var, uyuyorum.
Okula varıyorum, dersler boş, haliyle yine uyuyorum.
Çıkıyoruz, servise biniyorum, uyutmuyorlar.
Eve geliyorum, odama çıkıyorum, ders çalışıyorum diyerek uyuyorum.
Akşam yemeği yiyorum, odama çıkıyorum, kitap okuyorum.
Ve asıl yatma zamanı geldiğinde,

uyuyamıyorum. 2-3 gibi uyuyabiliyorum.
Sonra saat 6 oluyor kalkıyorum. Uykum var, lanet olsun.
Servise bini-

20090521

14:05

Ruhumu yiyorlar.

20090518

~Bu ne diyalektik?

video

Suçu kendine at beybi.

20090517

23:47

Yarın okul var lan.
Oha.

15:36

Annemin zoruyla giyindik hazırlandık, Büyükada'ya gidiyoruz.
Beynim pişecek.
Dönünce bu gün içinde 3. kez yıkanmak zorunda kalacağım.
Hayvanlar gibi sıcak.
Omuzlarım yanacak.


beni mağaramda bırakın. ellemeyin.


şş ama fotoğraf çekerim ha. evet evet.

güneşli gün lay lay modunda, turuncu oldu bu yazı.

sıcaktan pişeceğimi düşününce ruhumun büründüğü hali de yansıtmalıyım tabii.

20090516

23:58

neden insanlar burunlarını sokmadan duramıyorlar? sadece, benim hayalimdi, onların işi değil.

ıssız bir adada yaşamalıyım.

20090515

22:21

ve yaşam
bize hiç aldırmadan
nasıl da devam ediyordu.

22:09

She's falling in love with a monster man.
She's falling in love with a monster man.
She's falling in love with a monster man.
She's falling in love with a monster man.


uzun zaman sonra yine haber aldım senden. hiç planlamamıştım. öss'ye çalışıyormuşsun. şaşırdım. hiç çalışmazdın. umursamazdın. hiç bir şeyi umursamadığın gibi elbette. ders alıyormuşsun. umarım aldığın tek ders özel ders olmamıştır. bir şeyleri anlamışsındır, bunu ummam çok mu iyimserlik olur? gerçi artık benim işim değil bu. öss'de bütün tercihlerini istanbul yönünde yapacak olman benim işim değil. değişip değişmemiş olmanı umursamamam lazım. sadece garipti.
hiç bir şey değişmemiş. ona seni sordum. n'apıyorsun diye. umarım sana söylemez ve gelip beni bulmazsın. kavga etmişsiniz yine, hep ederdiniz. kızdırmışsın onu. ama iyi arkadaşın senin, barışacaksınız bunu farklı yerlerde olsak da üçümüz de biliyoruz. kavga etmişsiniz, tıpkı benim olduğun zamanlarda her seferinde gülerek anlattığın gibi. onunsa kızarak.
değişmemişsiniz yani. aynı kalmışsınız. biz değiştik ama. neden zaman farklı kombinasyonlarla ilerliyor? daha doğrusu zaman insanları değiştirmiyor.
zaman ilişkileri değiştiriyor.
bencilce, istanbul'a gelmemeni umuyorum. ikimiz de bunun kötü sonlanacağını biliyoruz. muyuz? hep öyle oldu. biliyoruz.

mutlu ol.
orada kal.


She's falling in love with a monster man.

20090510

Anağm.

  • Benimle Metallica konserine gelen, ben saha içinde tepişirken tribünlerden acıyan gözlerle bana bakan,
  • Iron Maiden: Flight 666'e south park tişörtüyle, yine benimle birlikte gelen, yaşlı Iron Maiden'cılardan çakmak isteyen, muhabbet kuran, benimle sinema salonunu inceleyerek kimin daha yakışıklı olduğunu tartışan,
  • Deep Purple biletimi almaya söz vermiş olan, yine konserde de bize kendi güvenli yerinden eşlik edecek olan,
  • Hafta içi her sabah, ben babamdayken, "günaydın yorgun savaşçı" "günaydın pankreasım" "günaydın başlangıç çorbam" şeklinde mesajlarıyla günümü güzelleştiren,
  • Hastanenin güvenlik görevlisiyle kavga edince, onun yerine geçip insanların refakatçi kartlarını denetleyerek güvenlik görevlisini fıtık eden,
  • Hiç bir zaman film izlerken uyumayan, ancak ve ancak gözlerini dinlendiren(!),
  • Hayatımı finanse eden :P
  • Kitaplarını alıp alıp geri vermememden şikayet eden, ama yine de kitap vermeye devam eden,
  • Komik komik deyimlerle beni öldüren,
  • Hiç beklemediğim bir anda, insanlara beni gülmekten öldüren küfürler eden

Sevgili, bir örneği daha bulunmayan annemi öpüyorum. Çok öpüyorum hem de.

~Dünyanın En Mıncık Sis'ine..

Evet, sanırım en uygun sıfatı buldum. Hanımefendimin, sevgili kızkardeşin doğumgünü bugün. Sanırım sahip olmak isteyeceğim, ama asla olamadığım kardeşlerden birisi de o. Bizim evde olsa bunu mıncırır dururdum. Hayattan şikayet ederdi, kafasına vururdum. Ben güzel değilim derdi, üstüne otururdum. Anime falan izlerdik. İnsanlara çemkirirdik. Birbirimizin müzik zevkine laf ederdik. :D "part-time sister, full-time friend."


Happy birthday kido. :P

Luv ya.

20090509

20:56

Flight 666'ya tam 3 saat 2 dakika var.

Bir salon dolusu iron maiden'lı insan. Şuna bak takım mübarek. Sabırsızlanıyor muyum?

Evet dostum.

Lanet olsun, evet!

18:59

Bugün vapurda, ikinci katın arkasında dışarda oturdum. Her zamanki gibi. Orda parmaklıkların önünde beyaz kocaman metal bi kutu var. Onun üstüne oturdum. Fotoğraflar çektim hep. Dersaneden 3 saat erken çıktığım için felaket bi huzur var içimde. Durduğum yerde uçabilirim. Üzerine gülen yüz çizilmiş balon gibiyim.

Yarın biraz daha şişicem hem de. Dersane sınavım yok. Özdebir varmış, sizi seviyorum son sınıflar. Okulun kapanmasına çok az zaman kaldığını farkettim. Ne güzel, ne güzel. Okulu sevebilen insanları var ya acaip kıskanıyorum. Böyle düzgün bir arkadaşlık ortamı var, okula gitsin diye tırmalıyo resmen evde kalınca. Ne garip insan o. Gerçi onda suç yok ki. Arkadaşlık ortamı var. Arkadaşı var adamın. Arkadaş. Ne garip kelime bu da bak.

Eve gelir gelmez "annağnem"in yaptığı çorbadan içtim. O geldiği zaman bi evim varmış gibi hissediyorum. Gerçi 'teoride' o kadar çok evim var ki.. Babamın ayrı, annemin ayrı. Hangisi ev dersen, içinde anaane olan derim. Ayrı bi havası var. Güven veriyor böyle. Geliyor seviyor. Öpüyor okşuyor ne yemek yapayım diyor. Sen kafana takma diyor babana küfrediyor. Yapıyor yani, anaane bu boru mu.

Gittim bi dolaplar çevirip tişört aldım kendime bugün. Anneme yavşayıp para aldım. Adi miyim? Bence değilim.

İçimde deli bir şeyler var, sürekli empati kurmaya çalışıyor, sürekli kendi kendini suçluyor ve haksız çıkarıyor. Nasıl bir şey bilmiyorum. Nefret ettiğim birine bakınca mesela, belki de sen haksızsın diyor içimde. Vır vır konuşmaya başlıyor. Ve bazen o kadar karşımdaki gibi düşünüyorum ki, o haksız olsa bile, haklı olduğunu düşünüyorum.
Sonra bi tokat atıyorum ve kendime geliyoruz.
Aynı bedende iki kişi gibiyiz.

20090508

~Repe Mepe

Beyimiz beni yeni maceralara sürüklemekte. Ancak RP'ye başlamak için aşmam gereken o engelleri henüz aşabilmiş değilim. İmza, ünlü, şotofot, vesaire.

Azimliyim.

~Led Zeppelin

Şu anda, The Rain Song çalmakta ve ben de bu tapılası, hali hazırda zaten taptığım grup hakkında kısa bir şeyler yazmak istedim. Hayatımın her döneminde yer alarak yaşadığım anları olduğundan daha da anlamlılaştıran bir grup Led Zeppelin.. Kızgınken, üzgünken, aşıkken, terkedilmişken, boşvermek isterken.. Her notası, her kelimesi başka güzel, her dinleyişte başka bir şey keşfettiriyor kendisiyle ilgili..

i've felt the coldness of my winter
i never thought it would ever go
i cursed the gloom that set upon us...

but i know that i love you so
but i know that i love you so.

00:49

Turn me down, turn me down
Take my head and turn it around
Turn me on, turn me on
Everything I do is wrong

20090507

~İzmir, oy, İzmir.

İnsanlar sürekli İzmir'e gidiyorlar.
Gitmeyin efendim, gitmeyin.
Kıskancımdan, evet, kıskancımdan çatlıyorum burada her saniye. Bir İzmir'li olup da İstabul'da yaşamak zorunda kalanlar anlar.
Her an Alsancak'ı, Kordon'u, Konak'ı, o cennetin her karışını özlersiniz.
Kahvaltıda boyoz yerine tost yersiniz.
Simitin aslında gevrek, çekirdeğinse çiğdem olduğunu kimselere anlatamazsınız. Anlamazlar.
Güneşi mi özlediniz? Çok beklersiniz.

Yaz gelmeden, ben İzmir'e ayak basmadan kimse gitmesin.
Gitmeyin ulan!
Hasta edersiniz adamı işte böyle.

Gitmeyin.

21:25

takla atmak istiyorum.

~Hastanede Bir Sürrealist

By-pass ameliyatı olan eniştemi ziyarete gittim bugün. Yoğun bakımdan dün çıkartılmıştı, odasına alınmıştı. Uslu uslu sarı minibüslere binip hastanede indim. Görüş saatine kadar Büffe denilen yerde oyalandım. Hastane için fazla tiki bir isim :D

Neyse işte, efendi gibi sıraya girdim ve 27 kişi eşliğinde asansöre attık kendimizi. 11. kata ulaşana kadar tüm katlarda tek tek durduk. Odaya attım kendimi ve zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadım. Lakin, bir süre sonra saat 17:30 oluverdi. Görüş saati dolmuştu ve birazdan gardiyanlar(!) beni dışarı almaya geleceklerdi mutlaka. Odanın içinde bir tuvalet vardı şansıma, ebeveyn banyosu gibi bir şey. Oraya girip, küvete saklandım ve utanmadan perdeleri de çektim.

Ve böyle, efendime söyleyeyim, saklanmayı başardım. 19:00'a kadar hastanede kaldım. Serum değiştirmeye gelip de beni gafil avlayan güzide bir abimizi de kurupastayla kandırdık. Nıhaha.

İşte böyle adamım. Ekşın filmi gibiyim.

20090506

~6 Mayıs

6 mayıs.

olaylar:
1972 - Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi.

ölümler:
1972 - Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan (idam)

doğumlar:
Vahşet.

20090505

~Hıdrellez Dım dım dım

Az önce dileklerimi çizdim dostum!
Buraya söylesem kabul olur mu bilmiyorum ama. Söyliycem ulan.

Bir adet yavru kedi
Özel istek üzerine, çizimim güzel olduğundan üstüme kalmış olan, cici evimize bir davlumbaz
Bir Led Zeppelin konseri
Kimya'dan yüz almak.

Dalga geçmeyin. Son sınavım 20.

23:08

üzerimde mükemmel bir keyif, aynı anda müthiş bir keyifsizlik var. yarın, sonraki gün ve sonraki gün, okula gitmiyorum. ahahah ne zavallı bir mutluluk gibi geldi şimdi yazınca. ancak, sıkıntılı okul ortamı ve bütün gün hiç bir şey yapmadan oturmak yerine evde saatlerce uyuma planlarım var.
testler peşimi bırakmayacak belki, ama sıralarda debelenmek yerine yatakta takla atarak çalışmayı tercih ederim.
bi de bu var ya. yatakta çalışma ekolü. benim yatak da, üstünüze afiyet, iki kişilik. böyle olunca, sağ tarafa bi dersin kitapları sol tarafa diğer dersin. sıkıldıkça dön diğer derse geç. evet böyle eğlencelerim var benim işte. açıyorum müziğimi de. kafa sallaya sallaya boğuşuyorum elektrikle momentumla.
bu arada büyük harfle başlayasım yok bugün. bukowski havamdayım.
keyfimin nedeni okula gitmemek, peki, ancak keyifsizliğimin nedenini anlatmadım.
aynı anda bir çok şey yapmak isteyip de yapamadığınız anlar vardır ya, o hallerdeyim işte. resime dalıyorum, testler kalıyor. teste geçiyorum, fotoğraf makinem ağlıyor. kollarımı sallaya sallaya koşmak istiyorum. içim sıkılıyor yapamayınca.

sıkılıyorum.
bitsin bu yazı da artık.
bit.

20090502

23:30

There is no escape
From the slave catcher's songs
For all of the loved ones gone
Forever's not so long
And in your soul
They poked a million holes
But you never let them show
Come on its time to go

20090501

22:18

Şu son iki günde öyle saçma sapan şeyler yaşadım ki, nasıl hala emo olmadığıma şaşırıyorum. Okul hayatım dokuzuncu sınıfın başından bu yana çalkantılı, kızların sevmediği kız modeli olmamın da büyük bir katkısı var bu işte, sağolsun.

İnsanların düşüncelerine göre, çabuk sinirleniyormuşum ve zor biriymişim. Oysa ben arkadaşlarımı korumak için her şeyi yaparım. Sırf tek başına kalmasın diye, onun için disipline gitmeyi bile göze alarak okulun en azılı öğretmenine çıkışan ben değil miydim? Neden böyle şeyler çabucak unutuluyor acaba?

İlk dönemin sonunda taban tabana zıt olduğumuzu sonunda idrak edince, birbirimizden uzaklaşmıştık. Aslında bu uzaklaşma benim kararımdı ve alenen yapılmış bir şey değildi. Hissettirmeden mesafe koyuyordum araya. Çünkü bitmeyen dizi muhabbetlerinden, sanata uzak oluşundan ve en basiti, birlikte kitaplardan bile konuşamamızdan bıkmıştım.

Üstelik kararsızdı, bir söylediği bir söylediğini tutmazdı. Ona sorarsanız her zaman sorunları vardı, haksızlığını perdelemek için bunları öne sürer ve ağlardı.

İnsanların şu saçma zaafını bilirsiniz. Hani ağlayan birini hemencecik zavallı ilan etmelerine yarayan o saçma dürtü. Her tartışmamızın sonunda ağlardı ve beni bir canavar ilan ederdi. Sınıf bana tavır alırdı, onu ağlatmıştım! Onun ailesiyle sorunları vardı. Ama anlamadıkları şey şu ki, benim bir ailem bile yoktu! Tek suçumsa, bunu ağlayıp zırlayarak sınıfın ortasında ilan etmememdi sanırım.

Sanırım ömrümün sonuna kadar en büyük problemim bu olacak. Duygu sömürüsü yapma yeteneğinden yoksun olmak. Peki. Herneyse, birinci yarının sonundaki yarıyıl tatilinde, kesin bir ayrılık başladı. Onunla ve sürekli bizimle olan diğer kızla. Onun için dostumdu diyemem, hayatımda gördüğüm en bağnaz insanlardan biriydi ve sürekli düşüncelerimi garipserdi.

Ayrılık benim isteğimdi, evet, ancak ortada atılan bir kazık yoktu ki! Nedense okul yeniden başladığında adam öldürmüşüm gibi davranmayı tercih ettiler. Hayatta kaldım, her zaman yaptığım gibi. Kitaplarımla, çizimlerimle ve müziğimle yaşamımı sürdürüyordum rahat bir biçimde.. Derken bir gün, her sene yaptığımız tiyatroda benim de olmam gerektiğini söylediler.

Bunu unutmuştum. Hayır, unutmamıştım, ama imkanlar dahilinden çoktan çıkarmıştım. Eğleneceğimi düşündüm, o tiyatroları her zaman sevmiştim. Hem de başından beri olmasını istediğim şeyin olacağını düşündüm, sonunda o saçma sapan düşmanlığa son verip beni "herhangi biri" gibi görebileceklerdi. Kabul ettim ve çalışmalar başladı.

Tahminim doğruydu, hatta fazlası vardı. Beni herhangi birinden daha fazlası olarak görüyorlardı. Barışmak istenilen bir eski sevgili gibi. Arada sorunlar olmuyor değildi, başkasından duydukları saçma sapan dedikodulara inanıp olay çıkartıyorlardı. Sıkılıyordum ama idare ediyordum. Zaten yanında o "ikinci kız" oldukça, yeniden yakın olmayacağımızı biliyordum. O her zaman başkalarına çabucak inanırdı ve ikinci, onu rahat bırakmazdı. Durmadan ne kadar can sıkıcı biri olduğumdan bahsettiğine emindim.

Bir gün onu ağlarken gördüm ve lanet olsun ki o tanıdık dürtüye engel olamadım. Ne olduğundan bana neydi ki? Ama kahretsin ki, gittim ve sordum. Konu oldukça garipti. Bir arkadaşı ona "benimle gereğinden fazla yakın olduğunu" söylemişti ve 'ikinci' de bu fikre katılıp onu sıkıştırmıştı. Neden insanların kendisine bu ladar karıştığını merak ediyordu, her detayı başkalarına anlatıp yönlendirme beklediğinin farkında bile değildi ki! Onlara bu hakkı bizzat kendisi veriyordu.

Canım sıkılmıştı. Ama, konuşmamaya başladığımızda hakkımda ileri geri konuştuğu için oldukça pişman olduğunu söyledi. Ben aynısını yapmadığım için suçlu hissediyordu. Ve ben, kusursuz bir gerizekalılık örneği gösterek bu özrü kabul ettim. O sırada 'ikinci', suç kendisinde değilmiş gibi yanımıza gelip ona sarıldı. Onu ağlarken görmeye dayanamıyormuş.

O gün herşey eskisi gibi oldu. İyi gidiyordu. Tiyatro çalışmaları, izinler, uğraşılar derken taksim'de bir sahne kiralamayı başarmıştık. Artık daha da çok uğraşmamız gerekiyordu. Müzikler, efektler derken yüzlerce ses bulmuştum ancak gereken ilgi gösterilmediğinde kızıyordum. Bu hepimizin işiydi ama ben dahil herkesin doğruları farklıydı.

Bir gün kavga çıktı. Konu, onun moralinin bozuk olmasıydı. Morali bozuk olduğunda her şeyden şikayet ederdi ve hiç bir şeyin güzel olacağına inanmazdı. Oynamayı reddetti, oynadı ancak en düşük performansıyla. Yeteneğini kullanmıyordu bile! İdare etmeye çalışıyorduk, "yine ailesiyle kavga etmişti." Bense, çok yakın bir akrabam ölümle cebelleşmiyormuş gibi sakindim. Surat asıklığımın nedenini izah etmiştim, bu geçmiş olsun dileklerini kabul ettim ve konu unutuldu.

Tabii ya, ağlayarak söylememiştim ameliyat olacağını, riskli olduğunu. Sorun buydu, bir kaç saçma gözyaşı. Oysa ailesiyle olan kavgasını her fırsatta öne sürüp üstüne bir de ağlamıştı. Evet, ağlamıştı, ben ona çıkışıp en sonunda da salonu terkettikten sonra. Elbette ki ağlamıştı, buna neden şaşıracaktım ki?

Olanca sinirimle bahçede bir kaç saat oturdum. Geç de olsa biri yanıma gelmişti. Sakinleştirmeye ve salona dönmemi sağlamaya çalışıyordu. Konuşmamız gerektiğini söylediler, ben de döndüm. Ancak sonuç, en güvendiğim insanların, (ki ona güvendiğimden daha fazla güveniyordum diğerlerine) karşıma geçmiş, "huzur bozduğumu, ya durumu düzeltmem gerektiğini ya da,
başka birini bulacaklarını" söylüyorlardı. Bir saniye daha bile oturmadım. Başka birini bulmalarını söyledim sakince ve orayı terkettim.

Hocaya gidip beni istemediklerini söylediklerini sonra öğrendim. Arkadaşım dediğim insanların, emeklerimi hiçe sayarak bana bunu yapmalarını hala kaldırmış değilim. Zor anlarında yanlarında olduğum, birlikte bir şeyler paylaştığımız, her gün ailemden fazla gördüğüm insanların..

O'nun bunu yapışına şaşırmıyorum. Problem, ekipte yer alan iki "dostum" idi. Aramızın gerçekten iyi olduğunu düşünüyordum, onların da düşünceleri farklı değildi.

Artık dostum olmadığına göre, problem de yok.

bunu rahatlamak için yazdım aslında. ancak bir fark hissetmiyorum.

01:24

and now, i know you ve always been out of your head,
out of my head i sang

~Lanet olası bir okul günü



01:17 ve canım çok sıkkın.
Her zaman okuldan iğrendiğimi düşünürdüm. Ama hiç bir zaman bugünkü kadar iğrenmemiştim sanırım. Gerçekten güvenmeye başladığım bir kaç kişiden, organize bir kazık yedim, hepsinden nefret ediyorum.

İnsanların ağlayarak kendilerini haklı çıkarmaya çalışmalarını zayıflık olarak görüyor ve nefret ediyorum.

Benim ölüm kalım problemlerim varken, kalkıp da annemle kavga ettim diyerek bana kapris yapmayı kendisinde bir hak olarak gören gerizekalı sınıf arkadaşımdan ve onun türevlerinden nefret ediyorum.

Cumaları seviyorum.